01 Mart 2026

Şaban'ın Otuzuncu Gecesinde Havanın Kapalı Olması Sebebiyle İhtiyaten Oruç Tutmak

Eğer Şaban'ın otuzuncu gecesinde havanın bulutlu ve duman olması sebebiyle hilal gözetlenemezse, o günün sabahı oruç tutmak hakkında İmâm Ahmed'den üç rivayet gelmiştir.[1] En sahîhi şudur: O gün Ramazan niyetiyle oruç tutmak ihtiyaten vâcibtir ve o gün Ramazan'dan olduğu ortaya çıkarsa o günkü oruç Ramazan orucu yerine geçer. 

Ebû Bekr el-Esrem şöyle demiştir: Ebû Abdillah Ahmed bin Hanbel'i şöyle derken işittim: "Eğer hava bulutlu veya bozuk olursa, oruçlu olarak sabahlar."[2]

Bu görüşü (vâcib olduğunu) İmâm Ahmed'den; iki oğlu Abdullah[3] ve Salih[4], Ebû Davud[5], Ebû Bekr el-Esrem, el-Merrûzî[6] ve el-Fadl bin Ziyad[7] aktarmıştır. Bu görüş alimlerimizin genelinin görüşüdür. Ebû Bekr el-Hallal ve arkadaşı Abdülazîz, Ebû Bekr en-Neccad, Ebû Ali en-Neccad, Ebû'l-Kasım el-Hırakî, Ebû İshak İbrahim el-Bağdadî, Ebû'l-Hasen et-Temimî, Ebû Abdullah bin Hamid, Kâdı Ebû Ali bin Musa ve Kâdı Ebû Ya'lâ onlardandır.

Ömer bin Hattab, Ali bin Ebi Tâlib, Abdullah bin Ömer, Enes bin Malik, Ebû Hureyre, Muâviye, Amr bin As, Hakem bin Eyyub el-Ğıfarî, Ebû Bekr es-Sıddık'ın iki kızı Âişe ve Esma'dan da rivayet edilmiştir.

Bunu tâbiînin büyüklerinden; Salim bin Abdullah bin Ömer, Mücahid, Tavus, Ebû Osman en-Nehdî, Mutraf bin Abdullah, Meymun bin Mihran ve Bekir bin Abdullah el-Müzeni ve başkaları da söylemiştir.

Nâfi' dedi ki: "İbn Ömer Şaban'ın otuzuncu gecesi olduğu zaman hilali gözetleyecek birisini gönderir, gökyüzü açık olur da hilal görülmezse, oruçsuz olarak sabahlar, eğer bulutlu veya dumanlı olur da hilal görülmezse, oruçlu olarak sabahlardı." 

| Mer'î bin Yusuf el-Kermî'nin Tahkiku'r-Ruchan bi Savmi Yevmi'ş-Şekki fi Ramadan isimli risâlesinden özetlenmiştir. (Mecmûu Resâil, 2/291-294, nşr. Dârü'l-Lübâb.)

[1] Ebû Ya'lâ, İcâbü's-Sıyâm Leylete'l-İğmâm (Mecmûu Resâil İmâm el-Kâdı Ebî Ya'lâ içinde), 62; İbnü'l-Cevzî, Der'ü'l-levm ve'd-daym fi savmi yevmi'l-gaym, 51; İbn Kudâme, el-Muğnî, 4/330, thk. et-Türkî; İbn Teymiyye, Şerhü'l-Umde, 3/50.

[2] Bk. Gulâmu'l-Hallâl, Zâdü'l-Müsâfir, 2/318, thk. Ebû Cenne.

[3] Mesâilu Abdillah, 1/194.

[4] Mesâilu Salih, no: 93; 1315.

[5] Mesâilu Ebî Dâvud, 127-129.

[6] Ebû Ya'lâ, er-Rivâyeteyn ve'l-vecheyn, 1/254.

21 Ekim 2025

İbnu’l-Cevzî’nin ‘‘Def’u şübheti't-teşbih’’ Kitabı (Dr. Abdurrahman es-Saltî)



Hanbelî mezhebinin akîdesini öğrenmek isteyenlerin yaptıkları en büyük hatâ, Ebû’l-Ferec İbnü’l-Cevzî’nin "Def’u Şübheti't-Teşbîh" kitabından başlamalarıdır. Esas olan: Hanbelîlerin medreselerinde ve vakıflarında âdet olduğu üzere akîdede okutulan temel müfredatı takip etmek, onların hâl tercümelerine ve hayat hikâyelerine vâkıf olduktan sonra da Ebû’l-Ferec’in kitabını sona bırakarak Hanbelîlerin eserleri üzerinde yavaş yavaş durmaktır. Bunun sebebi, söz konusu kitaptaki işkâller okuyucunun zihnini karıştırabilir ve bunların mezhepte ve imâmları nezdinde kabul edilen şeyler olduğu inancına sevk edebilir. Nitekim ilk bilginin daima kutsallığı vardır. Özellikle okuyucunun bu sahada takip etme ve okumada sabrı varsa, seneler boyu süren okuma ve incelemeden sonra bu kutsallık zihinlerde silinir. Hanbelî mezhebini kötü anlamakla imtihan edilen değerli araştırmacıların çoğunun bu kitaptan başladıklarını fark ettik.

Kitaptaki işkâlleri şöyle özetleyebiliriz (Hanbelî olsun veya olmasın, kitapta kimsenin ayrışmayacağı pek çok doğru olduğunu vurgulamakla beraber):

1- Ebû’l-Ferec’in Hanbelîlerin akîde terimlerini kendi anlayışına göre yargılaması; örneğin zâhir lafzının muradı. (Oysaki Hanbelîlere göre) bu lafızla kastedilen; mânânın zâhiri değil, lafzın zâhiri olup mecazı reddetmek, tefvizi ispat etmek ve Allah'tan noksanlığı ve sonradan meydana gelenlere benzerliği nefyetmektir. Bu tür terimler yüzyıllardır Hanbelîlerin kitaplarında anlamları açıklanarak kullanılmışlardır.

2- Onun haberî sıfatların "sıfatlar" olarak isimlendirilmesini eleştirmesi. Bu isimlendirme başta İmâm-ı ‘Azam ve diğer Hanbelîler olmak üzere, Ebû’l-Hasan, İbn Fûrek, Bâkillânî, Beyhakî ve diğer mütekaddim Eş’arîlerin kitaplarında devam edegelmiştir. Onun söylediğine göre bu isimler mücessime olmalıdır.

3- "Sıfat-ı zâtiyye" terimini eleştirmesi. Hanbelîlerin bununla kastı, izâfi sıfatın veya fiil sıfatının mukabili olarak bunun Zât’ın sıfatı olmasıdır. Yoksa manevî sıfatların mukabili değildir. (Mütercim notu: Yâni bunları manevî sıfatların mukabili olarak Zât'ın kısımları olarak ispat etmiyorlar.)

4- Hanbelîleri, bazı yerlerde te’vîli onaylarken başka yerlerde yasaklamalarından dolayı eleştirmesi. Hanbelîler katında te’vîlin haramlığı mefhumunu video kayıtlarımızda ayrıntılı olarak açıklamıştık.

5- Hanbelîlerin üç imâmı İbn Hâmid, Kâdı ve İbnu’z-Zâğûnî’yi, bazı hatalı oldukları meselelerde eleştirmesi. O da biliyor ki isabet etmedikleri hususlarda kendisinden bir asırdan fazla bir süre önce Hanbelîler onları zâten eleştiriyordu. Kâdı, İbn Hâmid’i eleştirmişti ve Hanbelîlerin geneli ona katılmışlardı. Kâdı’nın İbn Fûrek’in daha önce zikrettiği İbtâlu’t-Te’vîlât'taki hadislere yer vermesindeki hatâsını ise, İbnu’l-Cevzî’den yüzyıl öncesinde Hanbelîler terk etmişler, bunların zayıflıklarını ve bazılarının butlanını bilmişler, onun el-Mu’temed gibi tahrir edilmiş kitaplarında ispat ettiğine dayanmışlardır.

6- Onun Hanbelîleri iki kısma ayırıp bir tarafa Temimîlerin ve İbn Akîl’in takipçilerini, diğer tarafa İbn Hamid, Kâdı ve İbnu’z-Zâğûnî’yi koyması doğru değildir. Övdüğü İbn Akîl, Kâdı’nın en has talebelerinden olup onu en çok yücelten ve onun görüşlerini alan kişidir. Bütün Hanbelîler, bütün imâmlardan ilim alırlar ve hürmet etmek ve yüceltmekle beraber onlara (bazı noktalarda) karşı çıkabilirler.

7- İbnu’l-Cevzî’nin taassupla suçladığı Hanbelîlerin kendi asrında şeyhleri Bâzu’l-Eşheb Şeyh Abdülkâdir el-Geylânî idi. İbnu’l-Cevzî’nin eleştirilerinde isabet ettiği tüm noktaları kendisinden bir asırdan fazla öncesinde Hanbelî imâmları zâten eleştirmişti ve bu durum, Şeyh Abdülkâdir de dâhil olmak üzere o imâmların değerini düşürmemişti. Ayrıca şu da belirtilmelidir ki, İbnu’l-Cevzî'nin, aralarında Şeyh Abdülkâdir’in torunu da olan kendi asrının Hanbelî şeyhleriyle anlaşmazlıkları vardı.

Hülasa, bu kitapta yer alan şeyler; ya Hanbelî tefviz aslına aykırı meselelerdir, ya Hanbelîlerin terimlerinin kötü anlaşılmasıdır ya da bir asırdan fazla öncesinde Hanbelîlerin zâten eleştirdikleri doğrulardır. Ayrıca İbnu’l-Cevzî bu kitabı sebebiyle Hanbelîler tarafından eleştirilmiştir.

Bu, usûle dair kısa bir özettir. Ayrıca onun fürûa dair ta’liklerde ve hadis fenninde mezhebin mutemedine muhalefet ettiği yerler vardır ve Hanbelî fürûuyla ilgilenenler bunları bilirler. el-Muvaffak İbn Kudâme bunlara dikkat çekmiştir.

Bu sebeple bu meselelere girmek isteyenler, evlerin kapılarından girmelidirler. Çünkü ev halkı evinin kapılarını daha iyi bilir. Bunu iyi düşün!

 
Yazan: Dr. Abdurrahman es-Saltî (https://t.me/Abdulrahmansalti/340)

22 Mart 2025

Hanbelî Mezhebinin Allah'ın Uluvvu Konusunda ''Hadd''in İspatına Dair Tutumu

Dördüncü Matlab: Allah'ın Hadsiz Arş'a İstivâsının Açıklaması Hakkında[1]

Ebû'l-Fadl et-Temimî رحمه الله تعالى İ'tikâdü'l-İmâmi Ahmed (s.31)'de dedi: ''Arş'ı yarattıktan önce de, sonra da Allah’da değişiklik olmaz. Sınırlar O’nu kuşatamaz. O (İmâm Ahmed) 'Allah her yerdedir' diyenleri inkâr ediyordu. Çünkü mekânlar sınırlıdır (mahdud).''

Kâdı رحمه الله تعالى Muhtasaru'l-Mu'temed (s.58)'de dedi: ''O sınırlıdır (mahdud) ve sonu vardır' denirse buna şöyle denilebilir: O sınırlı olanları ve sonlu olanları yaratandır. Bu sebeple O, sınırlı ve sonlu değildir. O'nu sonlar kuşatamaz, gayelere maruz kalamaz.''

Bu hususta ashâbımızdan bazıları muhalefet etmiş ve İmâm Ahmed'den رضي الله عنه naklolunan haddin ispatına dair rivâyeti delîl almışlardır. 

İbnü'l-Mibred رحمه الله تعالى Tuhfetu'l-Vusûl (s.85)'de dedi ki: ''Ahmed'den gelen rivâyetler farklıdır. Allah had ile mi Arş'a istivâ edendir, yoksa had olmadan mı? İki rivâyet vardır:

Birincisi: Had olmadan istivâ etmiştir. Bunu Ebû Muhammed et-Temimî üstün gördü.

İkincisi: Had iledir. Bunu Ebû'l-Abbas (İbn Teymiyye) tercih etti.''

İbn Akîl رحمه الله تعالى el-İrşâd (ل166)'da dedi ki: ''Ahmed'den gelen rivâyetler farklıdır. Allah had ile mi Arş'a istivâ edendir, yoksa had olmadan mı?

Onun 'Rabbimiz had ve sıfat olmadan Arş'ın üzerindedir.' dediği rivâyet edilmiştir. Bu Şeyhimiz Ebû Muhammed et-Temimî'nin bana zikrettiği tercihidir.

Diğer rivâyette Ona 'Rabbimiz had ile Arş'ın üzerindedir' denildiğinde 'Bizim indimizde de böyledir' demiştir.

Şeyhimiz Ebû Muhammed'e 'Bu rivâyeti neye hamledersiniz?' diye sorduğumda 'Had, Zât'a değil, Arş'a aittir.' diye cevap verdi. Şeyhimiz (Kâdı Ebû Ya'lâ) dedi ki: 'Bu husustaki ihtilaf, onların istivânın mümasse (temas) olup olmadığı ile ilgili sözlerinin fer'idir. İstivânın mümasse olduğunu söyleyen, haddi de ispat etmiş olur.' 

Haddin nefyine delâlet: Had ne şeri'atın mantukunda gelen, ne aklın delâlet ettiği bir sıfattır. Allah'ın sıfatı ancak kat'î delîlle sâbit olur. Dolayısıyla haddin ispatının herhangi bir makûl gerekçesi bulunmamaktadır. Eğer 'engelleme' anlamına yorulursa, bunda bir sakınca yoktur. Kitabın ortasında bunu zikrettim. Allah Zâtı'yla yaratılanlara hulûl etmez. Had engellemedir. Bu yüzden (başkalarını girmesini engellediği için) saray kapıcısına 'haddad' (حداد) denmiştir. İhdad (إحداد): (İddetini bekleyen kadının kendisini) süslenmekten alıkoymasıdır.''

Maksûd: Zâhirleri haddin ispatına işaret eden İmâm Ahmed'den رضي الله عنه naklolulan rivâyetler bu iki vecihten birine hamledilir: 

Birinci: Haddin ispatı, Zât veya sıfata değil; Arş'a aittir. Bu vecih Ebû Muhammed et-Temimî, el-Mu'temed'de Kâdı, İbn Akîl, Kâdı Sağîr ve diğerleri tarafından benimsenmiştir. Had burada 'miktar' ve 'son' mânâsında olup cisimlerin özelliklerindendir. Allah benzerlikten ve cisimlikten yücedir. Had ancak Arş ve diğerleri için söz konusudur. 

İbnü'l-Mibred رحمه الله تعالى Tuhfetu'l-Vusûl (s.87)'de dedi ki: ''Kâdı el-Mu'temed'de Ahmed'in had hakkındaki sözünün ardından dedi ki: 'Bu, haddin Zât veya istivâya değil, Arş'a ait olmasına hamledilir'. Kâdı Sağîr dedi ki: 'Arş'ın büyüklüğüne rağmen sınırlı olduğunu açıklamak istemiştir. Bu sahîh olandır.'' 

Bu vechi İbn Hamdan, İbn Belbân'ın ihtisarının başında (s.140) açıkça söylediği gibi kabûl ve tâzim gören akîdesinde kesin kararlılıkla bildirmiştir. Bu, İmâm Ahmed'in رضي الله عنه kastıyla ilgili daha doğru anlayıştır.

İbn Hamdan رحمه الله تعالى Nihâyetü'l-Mubtedi'în (s.31)'de dedi ki: ''Allah sınırlama olmaksızın Arş'ın üzerindedir. Sınırlama ancak Arş ve aşağısı içindir. Allah ise mekân ve had olmaksızın bunun fevkindedir. Nitekim mekân yokken O vardı. Sonra mekânı yarattı. İmdi, O mekânı yaratmadan önce olduğu gibidir."

İkinci: Had, engelleme mânâsına gelmektedir. Öyleyse bunun Allah'ın Zâtı'na veya istivâ sıfatına dönmesinde bir mâni yoktur. Kastedilen mânâ: Allah'ın Zâtı'nın (yaratılanlara) hulûl etmemesi ve karışmaması, sıfatlarında ortaklığının olmamasıdır. Bu vechi Kâdı İbtâlü't-Te'vîlât (s.599)'da ve nakli daha önce geçtiği gibi İbn Akîl uygun görmüştür. 

| Şeyh 'Abdullah b. Muhammed el-'Abdullah, et-Takrîratu'l-Hanbeliyye 'alâ mevâzia'd-Dürreti'l-Mudiyye, s.235-237, nşr. Dâru'r-Reyahîn, 2019 |

[1] İşbu yazı, Allah'ın uluvvu konusunda haddin ispatıyla ilgili Hanbelî mezhebinin resmî pozisyonunu ve Efendimiz Ahmed'den رضي الله عنه bu konu hakkında rivâyet edilenlerin sahîh anlayışını sunmaktadır. Günümüzün Hanbelî akîde ve kelamı alanının değerli araştırmacılarından olan Şeyh 'Abdullah el-Hanbelî'nin وفقه الله تعالى es-Seffârinî'nin رحمه الله تعالى manzum akîdesine yazdığı hâşiyesindeki bu konuyla ilgili takrîrini çevirmekle yetindik. Kalplerdeki şüphelerin giderilmesini Allah'tan isteriz.

01 Mart 2025

Sorulu-Cevaplı Hanbelî Oruç Ahkâmı

 Allâme Mûsâ b. Îsa el-Kaddûmî el-Hanbelî'nin Hanbelî ibadet ahkâmı ile ilgili hazırladığı el-Ecvibetü'l-Celiyye risâlesinin oruç bölümünün, hem kısa olması hem soru-cevap şeklinde ilerlemesi sebebiyle başlangıç olarak çok yerinde olduğunu düşünerek çevirmeğe muvaffak olduk. Böylece Hanbelî kardeşlerimiz için oruç hakkında kısaca öğrenebilecekleri bir imkân sunmuş oluyoruz. Müellifin kapalı bıraktığı ve zikredilmesi elzem olan hususlara notlarla yer vererek zenginleştirdik. Söz konusu risâle, mezhebin mu'temet görüşlerini dikkate alan Şeyh Mer'î b. Yusuf'un Delîlü't-Tâlib eserin ihtisarıdır. Bu anlamda Hanbelî mezhebinin oruç ahkâmıyla ilgili resmî pozisyonunu öğrenmek açısından önemli bir risâlenin oruç bölümünü çevirmekten memnuniyet duyar ve faydalı olmasını umarız. Tevfik Allah'tandır.

03 Şubat 2025

Deve Eti Yemek Sebebiyle Abdestin Bozulması

Hamd, yalnızca Allah'adır.

Şeyh el-Buhûtî rahimehullah şöyle demiştir: "Abdesti bozan şeylerin yedincisi çiğ olsun veya olmasın deve eti yemektir. Çünkü Nebi (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur: 'Deve etinden dolayı abdest alın, koyun etinden dolayı abdest almayın.' Ahmed, Ebû Davud ve Tirmizî, Bera bin Azib'den rivayet etmişlerdir. 'Abdestten kasıt elleri yıkamaktır' veya 'Bu vâcib değil mustehabtır' denilemez. Nebi (aleyhisselam)'a hususen bu etten sorulmuştur. O da abdest alınmasını emretmiştir. Eğer vucûbiyet (yani vâcib olması) dışında bir şeye hamledilirse,  bu cevab değil, telbis olur. Nesh iddiası da merduddur." (Keşşafu'l-Kına 1/130 ihtisaren)

İmâm en-Nevevî rahimehullah şöyle demiştir: "Kadim olan görüş (yâni İmâm Şâfiî'nin) abdesti bozduğudur. Ashab indinde (yani muteahhir Şâfiîlere göre) bu görüş zayıftır. Ancak bu delil yönünden daha kuvvetli veya sahîhtir. Bu benimde râcih olduğuna inandığım görüştür." (el-Mecmuû 2/57)

Yine şöyle demiştir: "Ahmed bin Hanbel, İshak bin Rahaveyh, Yahya bin Yahya, Ebû Bekr bin Munzir, İbn Huzeyme ve Hafız Ebû Bekr el-Beyhâkî'nin görüşü abdesti bozacağı yönündedir. Bu görüş, Ashabu'l-Hadis'ten mutlak olarak ve sahabenin bir kısmından rivayet edilmiştir.

Onlar, Müslim'in rivayet ettiği Cabir bin Semure hadisini delil getirmişlerdir. Ahmed bin Hanbel ve İshak bin Rahaveyh şöyle demiştir: Bu konuda Nebi (aleyhisselam)'dan iki hadis, Cabir hadisi ve Bera hadisi, sabit olmuştur. Cumhûr bunun aksine olsa da, delili kuvvetli olan görüş budur.

Cumhûr bu hadise Cabir'in (başka bir) hadisiyle cevap vermiştir: 'Ateşin değdiği şeylerden dolayı abdest almamak Rasulullah (aleyhisselam)'ın son işlerindendi.' Ancak bu hadis genel (âmm), deve etinden dolayı abdest hadisi ise özeldir (hass). Özel, genelden önceliklidir (mukaddem)." (el-Minhac 4/49)

İbn Kudâme rahimehullah Cabir'in hadisiyle nesih iddiasını öne sürenlere karşı şöyle demiştir:

''Deve eti sebebiyle abdest emri, ateşin değdiği şeylerden dolayı abdestin neshinden sonra gelmiştir... Sadece deve eti yemenin abdesti bozması, deve etinden oluşu itibariyledir. Yoksa onun ateşe değmesinden dolayı değildir. Bu yüzden çiğ de olsa (deve eti yemek) abdesti bozar.'' (el-Muğnî, 1/188)

HÜKMÜ TAÂBBUDÎDİR.

Şeyh el-Merdavî rahimehullah şöyle demiştir: "Mezhepte sahih olan görüşe göre, deve etinden dolayı abdest almak taâbbudîdir. Ashabın (yani Hanbelî ulemanın) görüşü de bu yöndedir." (el-İnsaf 1/355)

Taâbbudî: Hikmeti bilinmeyen ve sadece Allah'ın emir ve yasağı olduğu için yapılan şey.

Fâide: Bu sadece et olarak isimlendirilen yerler içindir. Devenin sütü, et suyu, yağı, yüreği, ciğeri, hörgücü, böbreği vb. ile abdest bozulmaz. Çünkü nasslarda zikredilmemiştir. 

Allahu Teâlâ en iyi bilendir.