22 Mart 2025

Hanbelî Mezhebinin Allah'ın Uluvvu Konusunda ''Hadd''in İspatına Dair Tutumu

Dördüncü Matlab: Allah'ın Hadsiz Arş'a İstivâsının Açıklaması Hakkında[1]

Ebû'l-Fadl et-Temimî رحمه الله تعالى İ'tikâdü'l-İmâmi Ahmed (s.31)'de dedi: ''Arş'ı yarattıktan önce de, sonra da Allah’da değişiklik olmaz. Sınırlar O’nu kuşatamaz. O (İmâm Ahmed) 'Allah her yerdedir' diyenleri inkâr ediyordu. Çünkü mekânlar sınırlıdır (mahdud).''

Kâdı رحمه الله تعالى Muhtasaru'l-Mu'temed (s.58)'de dedi: ''O sınırlıdır (mahdud) ve sonu vardır' denirse buna şöyle denilebilir: O sınırlı olanları ve sonlu olanları yaratandır. Bu sebeple O, sınırlı ve sonlu değildir. O'nu sonlar kuşatamaz, gayelere maruz kalamaz.''

Bu hususta ashâbımızdan bazıları muhalefet etmiş ve İmâm Ahmed'den رضي الله عنه naklolunan haddin ispatına dair rivâyeti delîl almışlardır. 

İbnü'l-Mibred رحمه الله تعالى Tuhfetu'l-Vusûl (s.85)'de dedi ki: ''Ahmed'den gelen rivâyetler farklıdır. Allah had ile mi Arş'a istivâ edendir, yoksa had olmadan mı? İki rivâyet vardır:

Birincisi: Had olmadan istivâ etmiştir. Bunu Ebû Muhammed et-Temimî üstün gördü.

İkincisi: Had iledir. Bunu Ebû'l-Abbas (İbn Teymiyye) tercih etti.''

İbn Akîl رحمه الله تعالى el-İrşâd (ل166)'da dedi ki: ''Ahmed'den gelen rivâyetler farklıdır. Allah had ile mi Arş'a istivâ edendir, yoksa had olmadan mı?

Onun 'Rabbimiz had ve sıfat olmadan Arş'ın üzerindedir.' dediği rivâyet edilmiştir. Bu Şeyhimiz Ebû Muhammed et-Temimî'nin bana zikrettiği tercihidir.

Diğer rivâyette Ona 'Rabbimiz had ile Arş'ın üzerindedir' denildiğinde 'Bizim indimizde de böyledir' demiştir.

Şeyhimiz Ebû Muhammed'e 'Bu rivâyeti neye hamledersiniz?' diye sorduğumda 'Had, Zât'a değil, Arş'a aittir.' diye cevap verdi. Şeyhimiz (Kâdı Ebû Ya'lâ) dedi ki: 'Bu husustaki ihtilaf, onların istivânın mümasse (temas) olup olmadığı ile ilgili sözlerinin fer'idir. İstivânın mümasse olduğunu söyleyen, haddi de ispat etmiş olur.' 

Haddin nefyine delâlet: Had ne şeri'atın mantukunda gelen, ne aklın delâlet ettiği bir sıfattır. Allah'ın sıfatı ancak kat'î delîlle sâbit olur. Dolayısıyla haddin ispatının herhangi bir makûl gerekçesi bulunmamaktadır. Eğer 'engelleme' anlamına yorulursa, bunda bir sakınca yoktur. Kitabın ortasında bunu zikrettim. Allah Zâtı'yla yaratılanlara hulûl etmez. Had engellemedir. Bu yüzden (başkalarını girmesini engellediği için) saray kapıcısına 'haddad' (حداد) denmiştir. İhdad (إحداد): (İddetini bekleyen kadının kendisini) süslenmekten alıkoymasıdır.''

Maksûd: Zâhirleri haddin ispatına işaret eden İmâm Ahmed'den رضي الله عنه naklolulan rivâyetler bu iki vecihten birine hamledilir: 

Birinci: Haddin ispatı, Zât veya sıfata değil; Arş'a aittir. Bu vecih Ebû Muhammed et-Temimî, el-Mu'temed'de Kâdı, İbn Akîl, Kâdı Sağîr ve diğerleri tarafından benimsenmiştir. Had burada 'miktar' ve 'son' mânâsında olup cisimlerin özelliklerindendir. Allah benzerlikten ve cisimlikten yücedir. Had ancak Arş ve diğerleri için söz konusudur. 

İbnü'l-Mibred رحمه الله تعالى Tuhfetu'l-Vusûl (s.87)'de dedi ki: ''Kâdı el-Mu'temed'de Ahmed'in had hakkındaki sözünün ardından dedi ki: 'Bu, haddin Zât veya istivâya değil, Arş'a ait olmasına hamledilir'. Kâdı Sağîr dedi ki: 'Arş'ın büyüklüğüne rağmen sınırlı olduğunu açıklamak istemiştir. Bu sahîh olandır.'' 

Bu vechi İbn Hamdan, İbn Belbân'ın ihtisarının başında (s.140) açıkça söylediği gibi kabûl ve tâzim gören akîdesinde kesin kararlılıkla bildirmiştir. Bu, İmâm Ahmed'in رضي الله عنه kastıyla ilgili daha doğru anlayıştır.

İbn Hamdan رحمه الله تعالى Nihâyetü'l-Mubtedi'în (s.31)'de dedi ki: ''Allah sınırlama olmaksızın Arş'ın üzerindedir. Sınırlama ancak Arş ve aşağısı içindir. Allah ise mekân ve had olmaksızın bunun fevkindedir. Nitekim mekân yokken O vardı. Sonra mekânı yarattı. İmdi, O mekânı yaratmadan önce olduğu gibidir."

İkinci: Had, engelleme mânâsına gelmektedir. Öyleyse bunun Allah'ın Zâtı'na veya istivâ sıfatına dönmesinde bir mâni yoktur. Kastedilen mânâ: Allah'ın Zâtı'nın (yaratılanlara) hulûl etmemesi ve karışmaması, sıfatlarında ortaklığının olmamasıdır. Bu vechi Kâdı İbtâlü't-Te'vîlât (s.599)'da ve nakli daha önce geçtiği gibi İbn Akîl uygun görmüştür. 

| Şeyh 'Abdullah b. Muhammed el-'Abdullah, et-Takrîratu'l-Hanbeliyye 'alâ mevâzia'd-Dürreti'l-Mudiyye, s.235-237, nşr. Dâru'r-Reyahîn, 2019 |

[1] İşbu yazı, Allah'ın uluvvu konusunda haddin ispatıyla ilgili Hanbelî mezhebinin resmî pozisyonunu ve Efendimiz Ahmed'den رضي الله عنه bu konu hakkında rivâyet edilenlerin sahîh anlayışını sunmaktadır. Günümüzün Hanbelî akîde ve kelamı alanının değerli araştırmacılarından olan Şeyh 'Abdullah el-Hanbelî'nin وفقه الله تعالى es-Seffârinî'nin رحمه الله تعالى manzum akîdesine yazdığı hâşiyesindeki bu konuyla ilgili takrîrini çevirmekle yetindik. Kalplerdeki şüphelerin giderilmesini Allah'tan isteriz.

1 yorum: